ÇOCUĞUNUZ MUTLU MU ?
Çocuklarımızın mutluluğu (sağlık ta tabii ki ve de biliriz ki çocuğun mutluluğu sağlığına bağlıdır.) en büyük dileğimizdir. Çocuğun tepkilerinde rahat olabildiği kendini yeterince ifade edebildiği bir ortam yaratmak onun mutluluğunda en önemli unsurlardan biri belki de en önemlisidir. Çocuğun kendisini tanımaya başladığı , benliğinin oluştuğu zaman (üç yaş) kendisi ve dış dünya ile iletişiminde kendini ifade etmeye, kendi gereksinimlerini belirtmeye başladığını görürüz. Pek çok eylemi artık kendi kendine yapabildiğini farkeden çocuk seçimlerinde de hür davranmak ister. Herhangi bir fiziksel sakınma gerektirmeyen ortamlarda, onun kendi seçimlerine olanak sağlamamız, etken kişiliğinin gelişmesinde büyük rol oynar.
Tabii ki çocuğumuzun edilgen bir kişiliğe sahip olmasını istemeyiz. Zamanında toplumumuzda söz dinleyen ama kendi seçimlerini belirtmesinin pek de tercih edilmeyen fertler daha çok takdir edilirdi. Bugün ise gereken yer ve konumda seçimlerini belirten, kendini tanıyan insan, değişen ve gelişen dünyada daha önemli roller oynayabilmektedir.
“ Benim çocuğum çok usludur teyzesi” ibaresi bugün için yerini başka kavramlara bırakmıştır.
Bugünün ebeveyni elbette daha atak daha çok öz benliğine göre eylem oluşturan çocuklar yetiştirmek istemektedir. Bununla birlikte gerek eski eğitim davranış kalıplarının henüz bütünüyle yaşantımızdan çıkamaması nedeniyle, farkında olmadan çocuğumuzun öz benliğini geliştirebilmesine engel olan davranışlarda bulunabiliyoruz.
Zaman zaman da aşırı koruyucu ve gözetici davranışlarımız çocuğumuzu engelleyebiliyor.
Ör: Çocuklarımızın acıktığını hissetmesine olanak sağlamıyor. Onlardan önce düşünüyor. Bu gereksinimi bizim belirlediğimiz koşullarda karşılamaya çalışıyoruz. Yemeği dökmeden yiyebilmesi için (itiraz etse de) aşırı bir şekilde yardım etmeye çalışıyoruz.(Çocukların en çok tepkisini çeken davranışlardan biri) Bunu yaparken onun kişiliğine saygısızlık ettiğimizin farkında olmuyoruz. “Ben acıktım mı anne?” ya da “Doydum mu anne?” diyen çocuk geleceğin edilgen kişiliği olmaya aday olamayabilir.
Onun istediği bir şeyi zamanında duyamıyor. Kendimizin belirlediği sunumları gerçekleştiriyoruz.
Bir şey istediğinde olanaksız olsa dahi neden olanaksız olduğunu onun anlayacağı bir dille ona zamanında anlatamıyoruz.
“Olmaz!” ve “Yapma!” sözlerini fazlasıyla kullanıyoruz. Yetişkin ya da çocuk; insan beyni bu iki kavrama da karşı tepkilidir. Ancak öğrenme ile tepki göstermemeyi öğreniyoruz. Bu öğrenme şekli de geleceğin edilgen kişiliğinin oluşmasında önemli bir etken oluyor ne yazık ki. . .
Çocuklarımızla aramızda geçen konuşmaları ya da olayları, ondan izin almadan üçüncü kişilerin yanında tekrar anlatıyor. Onun özlük haklarına saygısızlık ediyoruz. Bu davranışımız ileride çocuğumuzun çekingen bir karakter oluşturmasın katkıda bulunabilir.
Üçüncü kişilerin yanında, ona yapması gerekenleri herkesin duyabileceği bir şekilde
yüksek sesle söylüyor. Yapmak istemediği bir eyleme zorluyoruz.
- “Ayşeciğim gel . . . Teyzenlere ‘hoş geldin' de”
Çocuk zaten ebeveyninde gördüğü bu çesit davranışları kendiliğinden öğrenecektir. Çocukla aramızda özelimiz olmalıdır. Bu davranışı benimsemesini istiyorsak başka bir odada alçak sesle
-“ Teyzenlere hoş geldin demek ister misin? “
diye sorabilir. Yine de tercihi çocuğa bırakabiliriz.
Çocuklara onların ya da kendi isteğimizle aldığımız oyuncak ve kırtasiye malzemelerinin artık çocukların olduğunu , çocukların bu malzeme üzerinde mülkiyet haklarının olduğunu farkedemiyor. Bu malzemeleri komşu çocuklarının oynamasına ondan onay almadan izin verebiliyor. Oyuncağı ya da eşyayı kendi istediğimiz biçimde ve zamanda kullanmasını arzu ediyor. Bazen da kızdığımızda o oyuncağı kullanmasını engelleyebiliyoruz.
Yukarıdaki davranış şekillerinin tümü çocuğumuzun kişiliğini zedeleyen davranışlardan belki de en önemlilerindendir. Çocuğun yanlış davranışı karşısında bu davranışın diğer insanlarda nasıl bir tepki oluşturduğunu veya bu davranışın yapıldığında ne gibi sakıncaların oluşabileceği ona anlatılabilir. Benlik duygusu gelişmiş her çocuk bu anlatıları yorumlayabilir. Hiç merak etmeyiniz.
TİKLERE NEDEN OLAN KİŞİLER
Fiziksel bir rahatsızlık söz konusu olmadıkça Tiklerle ilgili temel nedenin çocuğun
gözetimini gerçekleştiren kişiler veya kişide çocuğa karşı aşırı kontrollü ve mükemmeliyetçi davranışların olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir deyişle tikleri fark ettiğimizde çocuğun yakın çevresinde yoğunluklu olarak bulunan insanların çocuğun davranışlarında; aşırı korumacı aşırı kontrollü tepkiler gösterdiklerini, işbirlikçi ebeveyn tipi yerine diktatör ebeveyn davranışını benimsediklerini gözlemlemek mümkündür.
Tiklerin tedavisi için öncelikli olarak bu kişi ya da kişilerin davranışlarını değiştirmeleri gerekir. Kişilerin davranış değiştirmeleri çok zor ve tiklerin tedavisi çok uzun, sinirsel yönden çok zorlayıcı uzun bir zamanı gerektirir. Tik tedavisinde başarı oranı oldukça azdır.
Tiklerin oluştuğu andan itibaren; iyileştirme için kaybedilen her an bu kavramdışı hareketin kalıcılığına olanak sağlayacaktır.
Öncelikle; çocukta bu davranışı oluşturan kişinin, tikin oluşmasında etkenin kendisi olduğunu anlayabilmesi, bunu kabullenmesi ve nerelerde hata yaptığını farkedebilmesi ya da farketmesinin sağlanması gerekir. Kısaca bu kişinin empati duygusuyla (kendini karşısındakinin-çocuğun yerine koyarak- onun duygu durumunu kavrayabilme) hareket etmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
Çocukta tik belirdiğinde ona söylenmesinin ve engellemeye çalışması için hatırlatmanın hiçbir yararı olmayabileceği gibi tikin artmasına da neden oluruz.
Çocukta tikin oluşmasına neden olan kişi davranışlarından vazgeçse de onun varlığı bile çocuğu etkileyebilir. Çocuk da bu kişinin davranış değiştirdiğini kısa sürede anlamayabilir. Kişi bu tavrından vazgeçebilir ama yine de gözleriyle çocuğu sürekli takip etme eğiliminde olabilir.
Çocuğa yapılacak psikanaliz onda korku oluşturan nedenleri ortaya çıkaracaktır. Ve onun eğitimiyle ilgili kişilere gerekli uyarılar yapılacaktır. Ama olaya neden olan kişinin bunu kavrayabilmesi ve psikolojik tedaviyi kabullenebilmesi arzu edilen bir eylemdir.
Tike neden olan kişiler, çok yakın ve ayrılamaz çevreden değiller ise bu kişilerden uzaklaşılması tavsiye edilebilir. Çok yakın çevreden olsa bile , bir müddet birlikte olunan sürelerin azaltılmasında yarar vardır. Aynı evde olsalar bile farklı odalarda bulunabilirler. Bu kişi çocuğun annesi veya babası olabilir. Bu durumda çocuğun anne, baba şevkatinden uzak kalması gibi bir kavram aklımıza gelebilir. Ancak davranışa neden olan kişinin de tedaviye gereksinimi olduğunu hatırlamamızda yarar vardır.
Bu uzun ve zorluklu yolda başarılar dileriz.
Fiziksel sorunlar dışında kalan altını ıslatma ile ilgili çalışmalarımızın başlangıç noktası genelde çocuğun hangi olaya tepki duyduğunun , hangi eylemi protesto ettiğinin anlaşılması ile ilgili çalışmalardır. Çocukta baskı kuran kişi ya da olay nedir bunu bilmemiz gerekmektedir. Genelde bu çeşit sıkıntılar kısa zamanda çözüme ulaştırılabilir. Uzun zamanda devam eden altına kaçırmalar ise çocukta bir örselenmenin (duygusal veya fiziksel) varlığı sinyalini verirler.
Altına kaçırma farkedilir farkedilmez çocukta tepkiyi doğuran nedenler çeşitli testlerle saptanır,bu konuda aile bilgilendirilir. Çocuğun sıkıntısını doğuran nedenler ortadan kaldırılarak tedavi yoluna gidilir.
Uzun süredir tedavi edilemeyen idrar- dışkı kaçırmalarında çocukla yakın ilişkide olan kişilerin tavırları incelemeye alınır. Özellikle çocuğun altına kaçırdığını ilk farkeden ve temizlik işlemini yapan kişilerin tavırları incelenir. Çocuğa tepki göstermemesi istenilir. Son derece olağan bir olaymış gibi tepkisiz bir şekilde temizlik işlemini gerçekleştirmeleri istenilir. Bu arada ayrıntılara da dikkat edilmesi gerekir.Çocuk ve yatağı temizlenir, çarşafları değiştirilirken sinirli davranılmaması, beden diliyle bile çocuğun tepkimizi anlayabileceğini ona açıklamamız gerekebilir. Özellikle uykuda iken altına kaçıran çocuğun giysilerinin ve çarşaflarının değiştirilmesi bile çocuğun bu davranışının utancını, üzüntüsünü, yargılanışını hatırlatmaktadır. Bu nedenledir ki zorunlu olarak yapılması gereken temizlik sırasında bile çocuğun hırpalanmasına , sarsılmasına meydan vermeyecek davranışlar içerisinde bulunulmalıdır.
Bu konudan diğer kişilere bahsedilmemeli çocuk bu konuda ilgi odağı olduğunun düşüncesinde olmamalıdır. Çocuk başkalarının bu olaydan haberdar olduğunu bilmemelidir.
Arkadaşları tarafından alaya alınmamalıdır.
Bazı hallerde ailelerin çocuklarına son derece sevecen bir şekilde, şevkatle yaklaşarak onunla bu konuda konuştuklarını, bir daha yapmayacağına dair çocuktan söz aldıklarını gözlemliyoruz.. Böylelikle çocuk ilgi odağı olduğunun ve tepkisinin önemsendiğinin farkına varmaktadır. Şuuraltının istediği de budur zaten. Şunu bilelim ki herhangi bir davranışını düzeltmesi için kendisinden söz alınan bir çocuk bu sözünü en kısa zamanda unutacaktır. Özellikle altına kaçırma olaylarında bu davranış altına kaçırma davranışını tetikleyen bir durum oluşturacaktır.
Kendisine sevecen yaklaşılan kısıtlanmayan , dingin bir ortamda kendini ifade edebilme fırsatını bulan çocukların bu çeşit sıkıntılarının olma olasılığı yok denecek kadar azdır.
Çocuklarınızın uyanık olduğu her saati çeşitli uğraşlarla doldurursanız, kendilerini bulmaya zamanları kalmaz.
Minik dünyalarını oyuncağa boğarsanız yürekleri küçülür.Gönüllerini hoş tutmaya çabalar durursanız , ana babaları değil , köleleri olursunuz.
Fazla çabaya , yırtınmaya gerek yok.Görevlerinizi tamamlayın ve dinlenin.Çocuklarınız huzuru öğrensin.
* * * *
Çocuklarınız çözüm bekleyen sorunlar mı , sevgiye susamış bireyler mi ? Sizi rahatsız eden şeyi şimdi bir kez daha değerlendirin.Onlar için , tasadan ve beklentilerden uzak, sevgi ve desteğinizden güç alarak yollarını bulabilecekleri, huzurlu bir ortam yaratabilir misiniz ?
W. MARTİN
Çocuklarınıza kural koyarken dikkatli olun.Kurallar , sorumluluklar kısıtlar.çocuklarınızı ödüllendirilirken temkinli olun.Ödüller kendine saygıyı zedeler.Ceza vermeden iyi düşünün .Ceza güveni sarsar.Bırakın dersler doğal yoldan , kendini öğretsin.Sizin programınıza uygun olduğundan, sizin ihtiyacınızı karşıladığından değil.Bırakın kuralların yerini güzel ahlak,çabaların yerini gönül rahatlığı, dinin yerini maneviyat, bağrışmanın yerini şarkılar , kavgaların yerini danslar alsın.Sakın basite indirgediğimi düşünmeyin.
* Bir ebeveynin hayatta tecrübe edeceği en cesur anlardan biri , kalbini dağlasa bile kenara çekilip çocuğunun hatasını sonuçlara katlanışını müdahalesiz seyretmesidir.
W.MARTİN
ÇİZGİ FİLMLER VE SALDIRGAN KAHRAMANLAR
Çocuğun şiddet ağırlıklı davranış biçimleri sergilememesi gerektiği varsayımından yola çıkılırsa, bu tür davranışları öneren çizgi film ve televizyon programlarını izlemesini yasaklamak gerekir.Ama şiddetten şiddete fark olduğunu da unutmayın . Çocuğunuz hikayenin konusunu belli bir mantık kapasitesiyle izleyebilecek düzeydeyse , kahramanların saldırganlığının belli bir anlamı olduğunu da anlar. Çünkü bu kahramanların şiddeti genellikle kötülüklere ve haksızlıklara karşı savaşmaya yöneliktir. Ama bütün o yumrukları , dövüşleri, kurşunlamaları , çarpışmaları tek başına algılıyor, sonuçlarını ve nedenlerini ayıramıyorsa , kuşkusuz olumsuz ve yanlış bir öğreti çıkarabilir. Çocuğun ekranda önerilen görüntüleri ne şekilde algıladığını anlamak istiyorsanız , filmden sonra kendi gerçekleştirdiği taklitlerde nasıl bir mantık kurduğunu dikkatle izleyin . Eğer zengin bir hayal gücüyle, ama mantıklı olarak , hayali bir düşmanla “çarpışıyorsa” endişelenecek bir şey yoktur. Bu durumda çocuğunuz saldırganlığın geçerli bir nedeni olması gerektiğini anlamıştır. Ama belli bir zincir içinde olmayan , hayali saldırganlıklarla kendinden geçiyorsa , şiddet filmlerini izlemesini engelleyerek , kendisi için daha uygun programlara yönlendirmeniz doğru olur. Arada bir, çok sevdiği kahramanları izlemesine olanak verseniz de , bütün yayın boyunca yanında olmalı , zaman zaman şiddet sahnelerini yorumlamalı ve kahramanların neden böyle davrandıklarını anlatmalısınız. Böyle bir yardım , çocukta eleştiri ruhunun doğmasını sağlayacaktır.
TUTARSIZ OLMAK
Tutarsız olmak ebeveynlerin en çok düştükleri tuzaklardan biridir.. Anne- babaların çocuklarıyla tutarlı olmamalarını açıklamak için zaman baskısı, sinir bozuklukları, stres yada sadece ilgisizlik gibi bir yığın sebep saymaları şaşırtıcı değildir. Sebep ne olursa olsun , bir düzen ve tutarlılık oluşturulmaması çeşitli davranış bozukluklarına neden olabilir.
Müşterilerin çoğunlukla , anne-babaların çocuklarına karşı sert mi yoksa daha liberal bir yaklaşım mı göstermesinin iyi olacağını sormaktadır. Aslında iyi çocuklar hem otoriter hem de liberal ev ortamında yetişirler.Önemli olan konulan kuralların uygulanabilir ve yaptırım gücünün olup olmamasıdır.
Tutarlılık , konulan kuralları ve onların sonuçlarını takip etmek manasına gelmektedir. Eğer kuralları koyduysanız ve bunun etkilerini görmek istiyorsanız , söylediklerinizi uygulamaya çalışın. Özellikle ebeveynler kararlar alıp da onları uygulamada başarısızlarsa çocuklar da sınırları aşmayı çok kolay öğrenirler.
Endişeli bir anne , sinirli bir şekilde 14 yaşındaki oğlu James'in sebep olduğu bir olayı anlatmıştı. James'e dışarı çıkmasına ve arkadaşlarıyla patene gitmesine izin verilmeden önce odasını temizlemesi gerektiği söylenmişti. İşlerin sadece bir bölümünü bitirdikten sonra James dışarı gitmeye çalıştı. Annesi onu durdurup dışarı çıkmadan önce odasını temizlemesi gerektiğini bildirdi. James meydan okurcasına , şu anda patene gideceğini ve odasını daha sonra temizleyeceğini belirtti. Onun bu küstah tavrını annesi, eğer bu kapıdan çıkarsa hafta sonu evde kalacağını söyleyerek karşıladı.James dışarıya çıkmaya teşebbüs ettikçe annesi “Bu kapıdan dışarı çıkmamanı emrediyorum!” diye seslendi. Bunu söylediği her sefer, ses tonu yükseliyor, sinirlenmeye başlıyordu. Sekizinci tehdidini yaptığında James geri dönüp odasını temizleme işlemini tamamlamıştı.
James ile annesi arasında geçen bu olayda sonuçta ne oldu? Olumlu yönde, sonuçta belki James odasını temizledi . Ama ne yazık ki bundan iyi bir ders de almadı.
Beş ya da altı kez James'e dışarı gitmesinin iyi olmadığını söyleyerek , annesi James'e ilk dört – beş uyarısının işe yaramadığı mesajını vermişti. Belki de annesinin ses tonundaki kızgın ifadeyi duymadan onu kurallarına uyulamayacağını biliyordu. Çünkü James , ilk uyarıdan sonra annesinin tehdidinin işe yarayacağına inanmadan ; her ikisi de yıpratıcı bir duygusal duruma girene kadar kendini ona karşı gelmek için rahat hissediyordu.
Ben James'in annesini geçmişte de kurallarını uygulatmada tutarlı olduğundan emin değilim. Eğer sadece tek uyarı yapma alışkanlığı olsaydı ve hemen istenilen sonuca varılmasını sağlasaydı, zannederim bu olumsuz durum yaşanmazdı. James ilk uyarıda istenilen sonuca ulaşıldığını farketseydi, durumun ciddiyetini daha iyi anlayabilirdi.
Anne-babaların verdikleri sözlerde durması da aynı derecede önemlidir. Genç bir anne-baba 8 yaşındaki oğullarının kendi işlerini yapmadığından şikayet ederek ofisime gelmişlerdi. Sonuç olarak, onun günlük işlerinin sıraya konduğu güzel bir liste sistemi hazırladık . Belirtilen bir işi her tamamlayışında ,anne-baba listeye işaret koyacaklardı. Hafta sununda koydukları işaretleri sayacaklar ve akşam daha geç saatlere kadar oturmak veya arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmek gibi değişik aktiviteler olarak onları ödüle “dökeceklerdi”
Birkaç hafta sonra bu anne-baba bu listenin bir işe yaramadığından ve oğullarının işlerini tekrar ihmal etmeye başladığından şikayetle yeniden ofisime geldiler. Ben, bu anne-babanın söz verdikleri ödülü uygulamadıklarını öğrendim. Ve bu anne-baba sistemin etkisini kaybettiğine şaşırmışlardı!
Tutarsız olarak bu anne-baba sadece bu liste sistemini değil; çocuklarına bir ders vermeyi de mahvetmişlerdi. İstemeyerek, ona verdikleri söz ve vaatlerin çok da bir önem arz etmediğini bildirmişlerdi.
Bir başka aile , 13 yaşındaki kızları Amy ile ödevlerini yapma konusunda aralarındaki son mücadeleyi anlatmıştı. Okuldan sonra Amy, dışarıda oynamak veya televizyon seyretmek istiyordu. Annesi onun okuldan eve gelir gelmez ödevlerini yapması için ısrar ediyordu.Amy de, genellikle buna karşı çıkıyor ve sızlanıyordu. Bu durum annesini yumuşayıp, ödevlerini sonra yapmasına izin vermesine neden oluyordu.
İyi niyetli annenin belirttiği gibi “ onunla bu konuda tartışmak kimi zaman çok sorun oluyor” du.
Ödevlerini yapması konusunda Amy ve annesi arasındaki çatışmalar , tartışmaların günlük hale gelmesi şeklinde kötüye gidiyordu. Her seferinde Amy, annesinin yumuşayıp yumuşamayacağını deneyerek , o gün öğleden sonraki kuralın ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Bu sürekli tartışmalar ancak annesinin Amy' e beklentilerini açıklamasından sonra düzelmişti. Kızına, öğleden sonraları , ancak ödevini bitirdikten sonra dışarı çıkıp oynayabileceğini söylemişti. Yeni kurallar konulunca , Amy onları da birkaç gün sınamaya çalışmıştı. Fakat annesi ısrarlıydı. İlk haftadan sonra Amy onun pes etmeyeceğini anladı ve onu sınamayı bıraktı. Problem çözülmüştü; çünkü annesi, beklentilerini açıklığa kavuşturmuş ve onları tutarlı bir şekilde uygulamıştı.Anne-babalar tutarlı olup söylediklerini uyguladıklarında çocuklarının istediği daha gerekli bir düzen kurarlar. Tutarlı bir düzen , çocuğa emniyet, güven ve kontrol hissi verecektir. Ebeveynin tutumundan çocuklar , onların limitlerini deneyip onların sınırlarını aşmaya zorlanmamalıdır. Bilinen ödüller ve sonuçları çerçevesinde rahatlatılmalı ve yönetilmelidirler. Bu, onlara verilen sözleri tutmanın ve vaatleri yerine getirmenin önemini de öğretecektir.
..................................................................................................................................Dr. Kevin Steede